29 Aralık 2011 Perşembe

Ahmed ARİF - 33 Kurşun






Bu dağ Mengene dağıdır
Tanyeri atanda Van'da
Bu dağ Nemrut yavrusudur
Tanyeri atanda Nemruda karşı
Bir yanın çığ tutar, Kafkas ufkudur
Bir yanın seccade Acem mülküdür
Doruklarda buzulların salkımı
Firari güvercinler su başlarında
Ve karaca sürüsü,
Keklik takımı...

Yiğitlik inkar gelinmez
Tek'e - tek doğüşte yenilmediler
Bin yıllardan bu yana, bura uşağı
Gel haberi nerden verek
Turna sürüsü değil bu
Gökte yıldız burcu değil
Otuzüç kurşunlu yürek
Otuzüç kan pınarı
Akmaz,
Göl olmuş bu dağda...



Yokuşun dibinden bir tavşan kalktı
Sırtı alacakır
Karnı sütbeyaz
Garip, ikicanlı, bir dağ tavşanı
Yüreği ağzında öyle zavallı
Tövbeye getirir insanı
Tenhaydı, tenhaydı vakitler
Kusursuz, çırılçıplak bir şafaktı

Baktı otuzüçten biri
Karnında açlığın ağır boşluğu
Saç, sakal bir karış
Yakasında bit,
Baktı kolları vurulu,
Cehennem yürekli bir yiğit,
Bir garip tavşana,
Bir gerilere.

Düştü nazlı filintası aklına,
Yastığı altında küsmüş,
Düştü, Harran ovasından getirdiği tay
Perçemi mavi boncuklu,
Alnında akıtma
Üç topuğu ak,
Eşkini hovarda, kıvrak,
Doru, seglavi kısrağı.
Nasıl uçmuşlardı Hozat önünde!

Şimdi, böyle çaresiz ve bağlı,
Böyle arkasında bir soğuk namlu
Bulunmayaydı,
Sığınabilirdi yüceltilere...
Bu dağlar, kardeş dağlar, kadrini bilir,
Evvel Allah bu eller utandırmaz adamı,
Yanan cıgaranın külünü,
Güneşlerde çatal kıvılcımlanan
Engereğin dilini,
İlk atımda uçuran
Usta elleri...

Bu gözler, bir kere bile faka basmadı
Çığ bekleyen boğazların kıyametini
Karlı, yumuşacık hıyanetini
Uçurumların,
Önceden bilen gözleri...
Çaresiz
Vurulacaktı,
Buyruk kesindi,
Gayrı gözlerini kör sürüngenler
Yüreğini leş kuşları yesindi...



Vurulmuşum
Dağların kuytuluk bir boğazında
Vakitlerden bir sabah namazında
Yatarım
Kanlı, upuzun...

Vurulmuşum
Düşüm, gecelerden kara
Bir hayra yoranım çıkmaz
Canım alırlar ecelsiz
Sığdıramam kitaplara
Şifre buyurmuş bir paşa
Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız

Kirvem, hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...




Ölüm buyruğunu uyguladılar,
Mavi dağ dumanını
ve uyur-uyanık seher yelini
Kanlara buladılar.
Sonra oracıkta tüfek çattılar
Koynumuzu usul-usul yoklayıp
Aradılar.
Didik-didik ettiler
Kirmanşah dokuması al kuşağımı
Tespihimi, tabakamı alıp gittiler
Hepsi de armağandı Acemelinden...

Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız
Karşıyaka köyleri, obalarıyla
Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız
Bilmezlikten değil,
Fıkaralıktan
Pasaporta ısınmamış içimiz
Budur katlimize sebep suçumuz,
Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...



Vurun ulan,
Vurun,
Ben kolay ölmem.
Ocakta küllenmiş közüm,
Karnımda sözüm var
Haldan bilene.
Babam gözlerini verdi Urfa önünde
Üç de kardaşını
Üç nazlı selvi,
Ömrüne doymamış üç dağ parçası.
Burçlardan, tepelerden, minarelerden
Kirve, hısım, dağların çocukları
Fransız Kuşatmasına karşı koyanda

Bıyıkları yeni terlemiş daha
Benim küçük dayım Nazif
Yakışıklı,
Hafif,
İyi süvari
Vurun kardaş demiş
Namus günüdür
Ve şaha kaldırmış atını.

Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...

24 Aralık 2011 Cumartesi

J'attendrai le suivant... - (Sonrakini bekleyeceğim...)



2004 Avrupa Film Festivali En İyi Kısa Film ödülü
En İyi Kısa Film dalında 2003 yılı Oscar adayı

Bi başka yürek çağırmadan hadi gel



Bilsen ne kadar özledim
Yandım inandım tanrım sabır bana
Bilsen ne kadar tükendim yandım
İnandım tanrım acı bana

Hasretin bi ucunda sen bir
Ucunda ben eriyorken
Bu kadar içten bu kadar
Çok seviyorken neden ah neden

Havada kokun dağılmadan
Yaktığın ateş kül olmadan
Bi başka yürek çağırmadan hadi gel

herkes gider mi ?


Sessiz bir gece, yorgun adımlarım
Hiç haberi yok gibi, ıslak kaldırımların
Kimse görmüyor mu? Kimse duymuyor mu?
Durup önünde kalbinin, kimse durdurmuyor mu?

Herkes gider mi? Herkes gider mi?
Söyle bana küçük adam, her şey biter mi?
Çok erken değil mi? Erken değil mi?
Söyle bana küçük adam, herkes gider mi?

Elinde cennetin kayıp haritası
Kalbinde hazineler, yüzünde anahtarı
Kimse görmüyor, kimse bilmiyor
Ve sen hâlâ üşüyorsun..

Herkes gider mi? Herkes gider mi?
Söyle bana küçük adam, her şey biter mi?
Çok erken değil mi? Erken değil mi?
Söyle bana küçük adam, herkes gider mi?

Hâlâ yalnız mısın?
Sadece özgür.
Peki mutsuz?
Sadece alışmış.
Peki ya aşık?
Sadece eksik.

Peki ya sen?
Hâlâ bekliyor musun?
Beklemek, şimdi hiç duymayan birine,
Dünyanın en güzel şarkısını söylemek kadar anlamsız.
Peki ya umut?
Umut, şimdi hiç görmeyen birine,
Gökkuşağını anlatmak kadar zor ve imkansız.

Herkes gider mi? Herkes gider mi?
Söyle bana küçük adam, söyle bana küçük adam
Çok erken değil mi? Erken değil mi?
Söyle bana küçük adam, söyle bana küçük adam

Yağmur diner mi? Yağmur diner mi?
Söyle bana küçük adam, söyle bana küçük adam
Herkes gider mi? Herkes gider mi?
Söyle bana küçük adam, söyle bana küçük adam
Çok erken değil mi? Erken değil mi?
Söyle bana küçük adam, söyle bana küçük adam
Yağmur diner mi? Yağmur diner mi?
Söyle bana küçük adam, söyle bana küçük adam..
Şu an sadecE yazmak istiyorum ;
eliM yazmaktan yoruluncaya,
biriktirdiğim tüm kelimelerden cümlE yapamayıncaya kadar,
gözpınarlarımdan düşen katreLer tek kuru bir yer bırakmayana kadar...

20 Aralık 2011 Salı

La Maison En Petits Cubes (HQ)

Zakkum & Cem Adrian - Biraz Uyu



Gelmiyorsa artık yardıma
Bir zamanlar ağladığın omuzlar
Soğumuyorsa kalbine akan kaynar sular

Tanıyamıyorsa artık gözlerin
Aynadaki şu sessiz ve yorgun adamı
Kurumuyorsa yanağından akan tuzlu sular

Soluk alamıyorsan
Açıklayamıyorsan
Tutunamıyorsan
Kanatlanamıyorsan
Ve artık başaramıyorsan

Olsun
Olsun varsın
Şimdi uyu.. Biraz uyu
Kurşuna dizilmiş yalnızlığın yanına uzan
Ve biraz uyu

Durduramıyorsan artık adımlarını
Hep aynı ıslak kaldırımlarda
Sayamıyorsa parmakların geçen yılları
Unutuyorsa artık ellerin
Eskiden tuttuğu elleri
Kayboluyorsa aklından tek tek isimleri

Soluk alamıyorsan
Açıklayamıyorsan
Tutunamıyorsan
Kanatlanamıyorsan
Ve artık başaramıyorsan

Olsun,Olsun varsın
Şimdi uyu.. Biraz uyu
Kurşuna dizilmiş yalnızlığın yanına uzan,
Ve biraz uyu

18 Aralık 2011 Pazar

matiat (midyat)


 Girişte faytonla karşılaşmak gezinin güzel geçeceğine delalettir :)


Faytoncu baya düşünceli çıkmış . Faytoncu 'ya herkes alıp çalıştırabilirmi deyince, işini kaptıracak korkusuyla cevap verdi ;kaymakamlığa bağlı kimse alamaz  abi ...



Burasıda Gelüşke hanı 1903 yılında Musa Samas isimli Süryani bir vatandas tarafindan insa edilmiş.1950'ye kadar han olarak işletilmiş.


Han 1950–70 yıllari arasinda köylü pazari haline gelmiş, 1980 yılından sonra sehrin yerlesimi degisince, eski canliligindan uzaklasmis ve yerini hayvan ahırı ve mazbahaneye bırakmış.


Şimdilerde ise restore edilerek turizme ve halka açılmış .Hem cafe hem mahali yemeklerin olduğu restaurant şeklinde hizmet veriyor.



 Hanın eski kapılarından bir tanesi.



Han çıkışında bir kilimci dükkanı , dükkanın içinde yanan odun sobası ve her yerin kilimle kaplı , kilimlerin dükkanın içindeki tezgahta yapılıyor olması  otantik bir hava vermiş ...



mor hobil manastırı 


midyat sokağından











midyat konuk evinin damından



 midyat evleri








midyatta binlerce yıldır süren hoşgörünün bir fotoğrafı cami ve kilise arasında sadece bir sokak var.


17 Aralık 2011 Cumartesi

Erika Iris Simmons

Erika Iris Simmons bu çalışmasında, pek çok eski ünlü müzisyenin kasetlerini almış ve bu kasetlerin içinde yer alan şeritlerden onların birer portresini yapmış.